İftardan Sonra Dinç Kalmak ve Su Kaybını Önlemek İçin Bu İçecekleri Tüketin
Ramazan ayında uzun saatler aç ve susuz kalınması ile birlikte halsizlik ortaya çıkıyor. Kimi iş ortamında her zamanki performansını sergileyemiyor, kimi de günlük işlerini yapmakta zorlanıyor.
Şerbetler ve şuruplar iftarda serinletici olarak içilebileceği gibi yemekten sonra kendinizi dinç ve zinde hissetmenizi sağlıyor.
Böğürtlen şurubu: Böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediği, yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. İçeriğinde bulunan ‘ellagik asit’ anti-kanserojen bir madde olarak biliniyor. Bu madde, kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Hafızaya da iyi gelen böğürtlen, bol miktarda B grubu vitaminleri içeriyor. İftardan yaklaşık 1 saat sonrasında tüketilen 1 bardak böğürtlen suyu ya da şurubu, kan şekerinin dengelenmesini sağlayarak kişide oluşabilecek uyku ve yorgunluk halinin ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor.
Böğürtlen şurubunun hazırlanması: Böğürtleni ezerek bir süre kaynatın. Pekmez haline gelmeden sıvı olarak şişeleyin. Kesinlikle şeker katmayın ve bu şuruptan günde üç çorba kaşığı veya sulandırarak 1 bardak tüketin.
Kızılcık suyu: Portakala oranla C vitamini içeriği çok daha yüksek olan kızılcığın antioksidan özelliği var. Bu da kansere karşı yüksek oranda koruyuculuk sağlıyor. Aynı zamanda vücutta sistit oluşumunu önlüyor. C vitaminine bağlı olarak vücut direncini artırarak kişinin zinde kalmasına yardımcı oluyor.
Yaban mersini suyu: Cilde iyi geliyor, kansere karşı koruyucu görevi görüyor. Yaban mersini, kansere sebep olan serbest radikalleri yenen ve kolajeni bozulmaktan koruyan antosiyaninler açısından da zengin. Meyvenin suyunu çıkarmak yerine ezilerek sulandırılması, bol lifli bir içecek elde edilmesine yardımcı olur. Bu sayede hem posasından yararlanarak bağırsak problemleri için bir çözüm bulunur hem de kan şekerinin dengelenmesi sağlanarak vücudun uyku moduna girmesi engellenir. Kişi kendini daha dinç ve zinde hisseder.
Hurma suyu: Hurmada bulunan fosfor, beynin ihtiyaçlarını karşılıyor. Yorgunluğa iyi geliyor. Hurmanın etkili olduğu bir diğer alan sinir sistemi. Dinlendirici özelliği var. Hurmada aynı zamanda B1 ve B2 vitaminleri bulunur ki, bunlar da zihni ve sinir sistemini dinlendirir. Yorgun düşen vücuda en iyi enerji kaynağıdır. Eğer hurmayı tüketmekte problem yaşanırsa bir avuç hurma parçalanarak bir bardak suya konulur, birkaç saat sonra süzülür ve ısıtarak günde iki defa içilebilir.
Zaman
Ramazan’da Aç Kalmamak İçin Sahurda Yenmesi Gereken Yemekler
Ramazan ayının gelmesiyle birlikte oruç tutan kişilerin günlük beslenme şekli ve öğün sayısı birdenbire değişiyor. Genelde sahurda ne kadar fazla yenilirse gün boyunca açlığın o kadar az hissedileceği düşünülür.
Sağlıklı Ramazan Sofrası Nasıl Olmalı – Sağlıklı Ramazan Sofrasında Neler Olmalı
Yazan: sagocu_kiz 16 Ağustos 2010 Pazartesi
Kategori: SAĞLIK
Sağlıklı Ramazan Sofrası Nasıl Olmalı – Sağlıklı Ramazan Sofrasında Neler Olmalı
Sağlıklı ramazan sofrası nasıl olmalı
Ramazan ayı boyunca sağlıklı olmak ve aynı formda kalmak istiyorsanız, yediklerinize ve içtiklerinize ayrıca önem vermeniz gerekiyor. nTürkiye’nin en ünlü diyetisyenleri lezzetli ve sağlıklı Ramazan sofraları için lezzet önerilerinde bulundu. İşte o altın öneriler…

Diyetisyen Taylan Kümeli
İFTAR SOFRASINDA ÇOK SICAK YENMEZ
SAHUR: Kepekli tost, bir su bardağı light ayran veya light süt, domates, salatalık, maydanoz, biber, taze nane, bol limonlu dereotu, bir porsiyon meyve (muz, incir, üzüm ve kavun hariç) ya da 4 adet kuru kayısı yiyin. Bol suyun yanı sıra yeşil çay, rezene, papatya veya ıhlamur çayı tüketin.
İFTAR: Bir su bardağı su ile orucunuzu açınız. Bir pidenin sekizde biri veya bir dilim çok tahıllı ekmekle bir kibrit kutusu az yağlı peynir ve iki adet zeytinle, bir kase sebze çorbası iftar için idealdir. Bir Saat Sonra İki adet ızgara köfte, dört yemek kaşığı yağsız sebze yemeği, 100 gr diyet yoğurt ya da bir bardak light ayran/cacık, yağsız çoban salata yeterli olur. Yatsı namazına kadar olan vakit diliminde sindirime yardımcı ıhlamur, rezene, papatya, melisa, yeşil çay ve huzur çayı gibi bitki çaylarını da sakın ihmal etmeyin.
ARA ÖĞÜN
Bir su bardağı light süt için veya bir porsiyon meyve yiyin.
ÖNERİLER: Orucu hafif bir yemek olan çorba ve bir dilim ekmekle açıp, biraz ara verdikten sonra ızgara olarak hazırlanmış biftek, tavuk veya balık yiyebilirsiniz. Öğününüzü zeytinyağlı bir sebze yemeği ve salata ile tamamlayabilirsiniz.
Sahur ve iftarda sıvı alımı çok önemlidir. Mideyi dinlendiren ve hazmı kolaylaştıran ıhlamur, nane, rezene ve papatya gibi bitki çayları, taze sıkılmış meyve ve sebze suları içilmelidir.
İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmelidir.
Her gün en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi, vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması, kabızlığın engellenmesi açısından önemlidir.
Besinlerin çok sıcak servis edilmemesi de bir diğer önemli kuraldır. Kahvaltılıklardan sonra servis edilen sıcacık çorbalar, mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Gaz yapıcı etki gösterebilir. Bunun önüne geçmek için ise yemekleri ılık-sıcak arası servis etmek ve mümkün olduğunca bolca çiğnemek önerilir.
Yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak için fiziksel aktivite de artırılmalı.
Dr. Ender Saraç
YUDUM YUDUM ILIK SU İÇİN
İLK SAHUR: Dört çorba kaşığı müsli, bir çorba kaşığı yulaf ezmesi, 10 fındık, iki ceviz, iki tatlı kaşığı kuru üzüm, bir doğranmış elma, bir bardak ılık sütle yenilir. Tok tutan ve kilo aldırmayan; B vitamini, kalsiyum, protein, doğal şeker ve lif içeren çok sağlıklı bir karışımdır. Sahurdan sonra hararet basması olmaz. İki fincan açık çay veya iki fincan rezene çayı içilebilir.
İFTAR: Zeytin ya da hurma ile oruç açılır. Bir bardak ılık, yarım tatlı kaşığı ballı, az limonlu su içilebilir. Ardından bir kase sebze çorbası az yağlı olması önemli. Dört dakika ara verilir. Daha sonra tavuk, balık ya da hindi gibi bir porsiyon beyaz et, light yoğurt, taze az yağlı peynir, üç yumurta beyazı ile yapılan omlet tüketilebilir. 10 günde bir yağsız kırmızı et yenilebilir. Havuçsuz olmak kaydıyla bol yeşil salata ya da şekersiz sebzelerden yapılan kavurmayı da öneririm.
ARA ÖĞÜN
İki-üç saat bekledikten sonra, iki parmak taze dil peyniri, kabuğuyla yeşil elma, kivi, dört adet ceviz içi ya da 10-11 adet fındık.
ÖNERİLER: Çok susamış olabilirsiniz. Ama iftarda soğuk su içmek, sindirimi rahatsız eder. Ilık veya vücut ısısına yakın suyu, yudum yudum, nefes alarak içiniz.
Telaşla ayakta iftar açılmaz, oturarak iyi çiğneyerek yemek yiyin.
Birden fazla hayvanın ürününü ayrı sofrada tüketmeyin.
SALATA VE YOĞURDA MUTLAKA YER AÇIN!
SOFRANIZDA NELER BULUNSUN?
İftar masanızda bir sürahi su, peynir, domates, salatalık ve hurma mutlaka olsun. Aynı zamanda salata ve yoğurda da yer açın. İçecek olarak ayran veya taze sıkılmış meyve suyu bulundurun. Haftada iki gün kuru baklagil pişirmeye özen gösterin. Etli veya etsiz sebze yemeklerini ihmal etmeyin. Et yiyeceksiniz haşlama, ızgara veya fırında yapın. Tatlı yerine taze meyveleri masanızda bulundurmak daha sağlıklı. Pilav, makarna, börek, patates veya ekmek gibi yiyecek alternatiflerinden birini masanızda bulundurun.
SOFRANIZDA NELER BULUNMASIN?
İftar masanıza turşuları, salam-sosis-sucuk gibi şarküterileri, kızartılarak yapılan yiyecekleri, mayonezli ve kremalı yiyecekleri koymayın. Gazlı içeceklerden uzak durun.
Dr. Ayça Kaya
EN İYİ SAHUR MEYVELİ KAHVALTIDIR
SAHUR: İki dilim ekmek, bir tane haşlanmış yumurta, bir dilim peynir, domates, salatalık ve maydanoz yiyin. Şeftali, armut veya bir bardak taze meyve suyu için. İki bardak su için.
İFTAR: Bir kase mercimek çorbası, bir dilim ekmek, beş yemek kaşığı etli patlıcan güveç, bir kase cacık ve bol salata öneririm.
ARA ÖĞÜN
Bir bardak süt veya ayran, bir büyük şeftali tüketebilirsiniz.
ÖNERİLER:
Tansiyon ilacı sahurda alınır. Tiroid ilacı sahurdan yarım saat önce alınır.
Kansızlığınız varsa ilacınızı gece yatmadan önce alabilirsiniz.
Sahurda en iyi tercih kahvaltıdır. Bir tane peynirli tost, süt veya ayran beraberinde de iki porsiyon mevsim meyvesi seçmek çok iyi olur. Sahurda özellikle çay içmemeye dikkat etmek gerekir. Çünkü çay idrar söktürücü özellik gösterir. Günlük su ihtiyacını arttırır.
Ramazanda uzun süre aç kalmak, hareketlerin azalması, beslenme şeklinin ve içeriğinin değişmesi, kilo almaya müsait kişilerde fazla kilo almaya neden olabilir. Kilo almamak için daha önceki beslenme içeriğini çok değiştirmeden oruç tutulabilir. Örneğin süt, yoğurt ve peynir gibi gıdalar az yağlı alınmalı. Hamurlu- şerbetli tatlılardan, yağlı şarküteri ürünlerinden uzak durulmalı. Bol taze sebze-meyve, kuru fasulye ve nohut gibi bakliyatlar tercih edilmelidir.
Sağlıklı Beslenme ve Alışverişin Püf Noktaları Nelerdir

Unutmayın, sağlıklı alışveriş yapmak sağlıklı beslenmenin ilk adımıdır!
Markete girdiğinizde hangi reyonlara yönelmeli, hangilerinden uzak durmalısınız? Ürünlerin içerik etiketleri aslında size ne anlatıyor? Sebze ve meyveleri hangi özelliklerine göre seçmelisiniz? Bugüne kadar satın almadığınız ama sağlıklı beslenmenize katkıda bulunacak hangi ürünleri alışveriş sepetinize koymalısınız?
Sağlıksız yiyecek reyonlarına yaklaşmayın
Markete girdiğinizde birden bire içiniz her şeyden alma isteğiyle doluyor, değil mi? Hatta sadece bir içecek almak için girdiğiniz marketten gerekli gereksiz pek çok ıvır zıvırla çıktığınız da olmuyor değil… Öyleyse alışveriş yapacağınız reyonları önceden planlayın ve diğerlerine uğramamak için kendinizi ikna edin. Örneğin şekerleme, dondurma, cips standlarını gördüğünüzde dümeni taze ürünler reyonuna kırın.
Alışveriş listesi yapın
Evet ama bu listenin dışına çıkmama konusunda da kendinize söz verin. Belki de alışveriş yaparken yanınıza eşinizi de almanız iyi bir fikir olabilir. Zira Amerika’da yapılan bir anket, erkeklerin alışveriş listesine kadınlardan daha fazla sadık kaldıklarını gösteriyor. Liste ile alışveriş, sadece zaman kazandırmakla kalmıyor, ailenizi ve kendinizi gereksiz yüklü müktarda kaloriden uzak tutmanızı ve sağlıklı ürünlere yönelmenizi de sağlıyor.
Alışverişe dolu mideyle gidin
Markete karnınız tok bir halde giderek kendinizi abur cubur reyonlarına saldırmaktan alıkoyabilirsiniz. Ancak eğer tam bir öğün için vaktiniz yoksa, hiç olmazsa bir elma ya da herhangi bir meyve yiyip büyük bir bardak dolusu su içtikten sonra marketin yolunu tutun
Tam olgunlaşmamış meyveleri alın
Satın aldıktan iki gün sonra kahverengiye dönmüş muz ya da püre haline gelmiş kayısıyı tüketmektense, henüz tam olgunlaşmamış meyveleri tercih edin. Örneğin muzun sarı olanından ziyade yeşilimsi olanını seçin. Çürümeye yüz tutumuş elmalar ile filizlenmeye başlamış patates ve soğandan uzak durun.
Unutmayın, marketlerde daima yeni gelen ürünleri üst ya da arka raflara yerleştirip eskileri öne çekerler ki önce eskiler tüketilsin. Yükseğe ya da rafın gerisine erişemediğinizde reyon görevlisinden yardım istemekten çekinmeyin ve yeni ürünleri satın alın.
Sebze ve meyveleri mevsiminde alın
Günümüzde her tür sebze ve meyveyi artık her mevsim bulabiliyoruz. Ama yine de taze sebze ve meyveleri mevsimine uygun bir şekilde almakta yarar var. Hangi yiyeceğin mevsimine uygun olduğunu anlamanın en kolay yolu fiyatına bakmaktır. Çünkü yiyecekler kendi mevsimlerinde daha bol olduklarından fiyatları ucuzlar. Mevsiminde çıkan yiyecekleri tercih ederek daha lezzetli sebze ve meyveleri tüketmekle kalmaz, “E. Koli” gibi yiyeceklerden geçen ve hastalığa neden olan mikropları da vücudumuza almamış oluruz.
Mümkün olduğunca organik ürünleri tercih edin
Evet, organik ürünler her zaman bir miktar daha pahalı oluyor. Ancak çalışmalar gösteriyor ki organik olarak üretilmiş gıdalarda daha yüksek miktarda kanser savaşçısı antioksidanlar bulunuyor. Daha pahalı olduğu için her zaman organik gıda satın alamıyor olabilirsiniz. En azından şunu düşünün, organik ya da değil, sebze ve meyveler her zaman daha sağlıklı bir mutfağın anahtarıdır.
Pişmiş domates ya da salça tüketin
“Her zaman taze olan daha iyidir” kuralını benimsemekte yarar var. Ancak söz konusu olan domates ise durum biraz değişiyor. Çalışmalar, salça halinde ya da pişirilmiş domatesin daha yüksek oranda antioksidan likopen taşıdığını gösteriyor. Çünkü pişirilmiş ya da salça haline getirilmiş domates, daha yoğunlaşmış oluyor. Hem bu şekilde kutulanmış domates, acil akşam yemeklerinde de hızır gibi yardımınıza koşuyor.
Çeşni reyonunda zaman geçirin
Mayonez ve tereyağlı , margarinli ya da kremalı salata sosları yerine, az yağlı salamuralar ve az tuzlu çeşnilerle yemeklerinizi daha sağlıklı bir şekilde lezzetlendirin. Çeşnili ketçap, barbekü sosu (şekersiz olanlarını arayın), hardal, sirke, sızma zeytinyağı, güneşte kurutulmuş domates, ançuez (salamura edilmiş hamsi balığı), çili sosu, soya sosu, susam yağı, ceviz yağı ve çeşitli marmelatları tercih edebilirsiniz.
Tam tahıllı gıdaları satın alın
Bugüne kadar makarnanın da pirincin de hep beyazını tükettiniz. Ya da daha sağlıklı beslenmek istediğinizde”pirinç yerine bulgur tüket” tavsiyelerine uydunuz. Ama artık marketlerde tam tahıllı makarna ve kahverengi pirinci kolaylıkla bulabiliyoruz. Üstelik bu kahverengi pirinç sadece 10 dakikada harika bir kıvam alarak pratik bir mutfak yardımcısı olma işlevi de üstleniyor. Siz iyisi mi alışveriş sepetinizdeki beyazları kahverengilerle değiştirmek için makarna-pirinç reyonuna tekrar uğrayın.
Hazır gıdaların içeriğini iyi okuyun
Elbette hazır gıdaları hayatınızdan tamamen çıkarın demiyoruz. Sadace şunu hatırlamakta yarar var: Genelde daha kısa içindekiler listesi, daha sağlıklı yiyecek anlamına geliyor. Tabii eğer içerikte şeker ve tereyağı varsa derhal aldığınız ürünü rafa bırakın.
Glikozlu yiyecek ve içecekleri almayın
Glikoz (mısır şurubu) daha yoğun kalori içermesinin yanı sıra saf şekerden daha tehlikelidir sağlık açısından. Çoğunlukla meyve suları, hazır makarna sosları, hatta ekmek bile glikoz içerebilir. Seçtiğiniz ürünün içindekiler etiketinde ilk dört sırada glikoz yer alıyorsa, bilin ki o ürün aradığınız sağlık ve sıhhatte değil.
Lifli gıda arayın
Tükettiğiniz her 100 kalorinin en azından 1 ya da 2 gram lif içermesine dikkat edin
Trans yağlara dikkat!
Seçtiğiniz ürünün etiketinde hidrojene edilmiş yağ ya da trans yağ içerdiğine dair bir bilgiyle karşı karşıyaysanız, hemen o ürünü aldığınız yere koyun ve olay mahalinden hızla uzaklaşın!
Kurutulmuş kahverengi mantarlardan satın alın
Belki görünümleri biraz tuhaf, evet; ama bu mantarları sıcak suyun içine atıp da yarım saat beklettiğinizde ister yahni gibi pişirebileceğiniz, isterseniz çorbaya katabileceğiniz, isterseniz de sos haline getirebileceğiniz, et gibi ve sağlıklı bir yiyecek elde edeceksiniz. Üstelik mantarın vücudunuzu hastalıklara karşı koruyan bir besin olduğunu da unutmamalısınız.
Kırmızıyı beyazla değiştirin
Kendinizi markette bir paket kıymaya uzanmaya çalışırken bulduysanız hemen yönünüzü değiştirin ve elinizi beyaz et reyonuna uzatın. Tavuk ya da hindi kıymasını tercih edin. Bunlarla da pekala istediğiniz türde köfte yapabilirsiniz. Bu küçük değişiklikle alacağınız kaloriyi yüzde 30 kısmış olursunuz. İçine katacağınız pek çok çeşniyle aradaki lezzet farkını hissetmeyeceğinizden de emin olabilirsiniz.
Peynir seçiminizi değiştirin
Kaşar peynirindense beyaz peyniri ya da yumuşak keçi peynirini tercih edin. Peynir seçiminizde yapacağınız bu değişiklik, sizi, bel çevresi yağlanmanıza peynirle katkıda bulunmaktan alıkoyacaktır.
Tam buğday ekmeğini tercih edin
Buğday ekmeğinin gerçekten buğdaydan yapıldığından emin olun. Paketin üzerindeki etikete baktığınızda “işlenmiş buğday unu” ibaresini görürseniz bunun beyaz ekmekle aynı şekilde yapılmış olduğunu anlayın. Bazen bu ürünleri daha sağlıklı görünsün diye kahverengiye boyayabiliyorlar. Oysa sizin aramanız gereken “tam buğday” ibaresi olmalı. Unutmayın, minimum işlenmiş gıda, maksimum sağlıklı besin demektir.
Sade yoğurt alın
Hazır meyveli yoğurtlar bol miktarda şeker içerdiklerinden, aslında yoğurdun sahip olduğu sağlıklı yapıyı bozarlar. İşte bu yüzden marketten sade yoğurt alıp evde kendiniz tatlandırmayı tercih edin. Böylelikle hem daha lezzetli hem de daha düşük kalorili bir seçim yapmış olursunuz. Üstelik bu şekilde daha az para ödeyeceğiniz de bir gerçek.
Kahvaltılık gevreği kendiniz zenginleştirin
Bunun için marketten sade mısır gevreği alın. İçine kuru üzüm, taze çilek, badem, kabak çekirdeği, susam ve muz ilave edin. İşte bu lezzetli ve sağlıklı karışım, alacağınız gereksiz kaloriyi düşürmekle kalmayacak, kahvaltılarınızı da daha keyifli hale getirecek.
Meyve suyu etiketlerini dikkatli okuyun
Portakal suyu aslında oldukça sağlıklı olmasına rağmen, hazır portakal suyu ortalama her bardakta 20 gram kadar şeker içeriyor. Siz iyisi mi portakal reyonuna gidip ev yapımı portakal suyu için en sulu portakalları seçmeye başlayın.
pudra.com
Vücudunuzu Ramazan’a Alıştırma Yöntemleri

Ramazan’a sayılı günler kaldı. Havalar sıcak bir anda değişecek olana beslenme alışkanlığına karşı vücudunuzu şimdiden Oruç’a hazırlamaya ne dersiniz. Bu durumda Doç. Dr. Nurten Budak’ın tavsiyeleri önemli olabilir.
Ramazanda oruç tutacak kişilerin bugünlerden itibaren beslenme alışkanlıklarına dikkat etmesi önerildi.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurten Budak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ramazanın yaklaşması ile birlikte hem vücudun oruç için hazırlanması, hem de hava sıcaklıkları dikkate alınarak beslenme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Aşırı sıcaklar nedeniyle vücut ısısını dengeleyecek soğuk ve sulu gıdaların tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Budak, önerilen günlük beslenme programını şöyle özetledi:
”Güne mutlaka kahvaltı ile başlanmalı. Öğle yemeğinde zeytinyağlı sebze yemekleri ve dolmalar, yoğurt çorbası gibi soğuk içilebilen çorbalar, yoğurt veya ayran tüketilmeli. Öğleden sonra sulu meyveler yenebilir. Ancak, kavun ve karpuz gibi şeker oranı yüksek meyveleri çok miktarda tüketmemeli, mümkün olduğu kadar çeşitli meyveler yenmeli. Akşam yemeğinde ızgara veya haşlanmış et, yumurtalı sebze yemekleri ve bulgur pilavı gibi proteinli yemekler, mevsim sebzelerinden salatalar tercih edilmeli. Özellikle yağlı ve kızartılmış hamur işlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır. Diğer hamur işleri ise haftada en fazla iki kez yenmeli. Öğünlerde ikişer dilim kepekli ekmek yenebilir. Tuzlu kuru yemişlerden de uzak durulmalıdır.”
SU MİKTARINI AZALTMAYIN
Ramazan öncesi vücudun susuzluğa alıştırılması düşüncesiyle şimdiden su miktarının azaltılmasının ise son derece yanlış olduğunu vurgulayan Budak, insanların su depolama özelliğinin bulunmadığını, içilen suyun günlük olarak vücuttan atıldığını kaydetti.
Vücut ısısının dengelenmesi için hasta etmeyecek kadar soğuk sıvı alınması gerektiğini, sıcak içeceklerin tercih edilmemesi gerektiğini anlatan Budak, su kaybını artırdığı için fazla miktarda çay içilmemesini önerdi.
Suyun yanı sıra ayran ve limonata gibi içeceklerin tercih edilebileceğini ifade eden Doç. Dr. Budak, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Bazı insanlar, (Oruç tutarken su içemeyeceğim. Onun için şimdiden su miktarını azaltarak oruca vücudumu hazırlayayım) gibi bir mantık güdebiliyorlar. Yemeklerde hafif gıdaların tercih edilmesi bakımından bu mantık doğru olabilir, ancak su konusunda bu düşünce yanlıştır. Aşırı sıcaklar nedeniyle zaten vücudun sıvı kaybı arttığı için, içilen su miktarı azaltılmamalıdır. Günde, en az 8 bardak su içilmelidir. İçilen su günlük olarak vücuttan atılır. Çocuklar soğuk süt içmeye yönlendirilmeli, sıcak yaz günlerinin vazgeçilmez eğlencelerinden dondurma ihmal edilmemelidir. Vücutta su tutulmasına neden olacağı için gıdalardaki tuz miktarı da mümkün olduğunca azaltılmalıdır.”
Doç. Dr. Nurten Budak, şeker, kalp ve damar hastalarının ise mutlaka doktor ve diyetisyen kontrolünde oruç tutmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Haber 7
Mutlu Bir Cinsel Hayat İçin Öneriler
Dönemsel olarak 20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da, arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.
Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma- problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişçesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir.
Cinsel IQ, kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu, cinsel aktivitedeki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamdaki önemi ölçülemez.
İşte hatırlamanız gereken önemli noktalar:
1. Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur: Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği, cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.
2. Eğlenmek de seksin bir parçasıdır: Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.
3. Sekste sıklık önemli değildir: Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.
4. Sekste çekincelere yer yoktur: Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak karşılıklı konuşarak mümkün olur.
5. Çocuklu ailelerde seks bitmez: Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellik açısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.
6. Sertleşme Sorunu “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun” değildir: Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni vardır.
7. Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez: Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.
8. Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz: Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.
9. Çift karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile tekrar elde edebilir: Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir
Kısırlık Nedir? Kısırlık Hakkında Bilinmesi Gerekenler, Erkeklerde ve Kadınlarda Kısırlık Belirtileri
İnfertilite (kısırlık), korunmaksızın düzenli ilişkiye karşın 1 yıl içinde gebelik oluşmaması olarak tanımlanmaktadır.
Kısırlık son yıllarda gerek toplumun gerekse de medyanın gündemini giderek daha fazla işgal eden bir sağlık sorunu. Bu konu hakkında doğru ve yanlış pek çok beyanat verilip, çocuk sahibi olamayan çiftlerin yönlendirilmesi güçleştiriliyor. Kısırlığın tedavisinde özellikle son on yıl içerisinde büyük aşamalar kaydedildi ve önceleri tedavi edilemez gözüyle bakılan çiftlere çocuk sahibi olma imkanı sağlandı.
KADINDA KISIRLIK NEDENLERİ
1.YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI
Yumurtlama bozuklukları kadında en sık görülen kısırlık nedeni olup, yumurtlama bozukluğu dendiğinde, yumurtlamanın hiç olmaması veya düzensiz ve seyrek olması anlaşılır. Adetlerin seyrek veya hiç görülmemesi çoğu zaman bir yumurtlama bozukluğunu gösterir, ancak adetlerin tamamen düzenli olduğu durumlarda da yumurtlama bozukluklarına rastlanabilir. Yumurtlama bozuklukları başlıca üç grupta toplanabilir.
- Yumurtalıklardaki yumurta üretimini uyaran hormonların doğuştan eksikliğine bağlı olarak beyin sapından salgılanamaması,
- Beyin sapından süt hormonu prolaktinin normalden fazla salgılanması,
- Polikistik over sendromu.
2.TÜPLERİN HASARLI VEYA TIKALI OLMASI
Tüplerin kısmen veya tamamen tıkalı olması sperm ile yumurtanın buluşmasını engelleyerek döllenme ve gebeliği olanaksız kılar. Tüplerdeki bu hasar, geçirilmiş enfeksiyon, endometriozis veya geçirilmiş bir ameliyat sonrası kalan karın içi yapışıklıkları gibi birçok nedene bağlı olabilir. Gelişmiş ülkelerde cinsel yollardan bulaşan enfeksiyonlar tüplerdeki hasarın en önemli nedeni. Ülkemizde çocukluk çağında alınan verem mikrobu da tüplerde geri dönülmez hasar oluşturabilir.
3.ENDOMETRİOZİS
Endometriozis rahim içini döşeyen dokunun (Endometrium) rahim dışında gelişmesi olarak ifade edilir. Endometriozis tıpkı rahim içini döşeyen doku gibi hormonlara duyarlı olup adet sırasında kanar. Karnın içinde oluşan bu mikro kanamalar zamanla iltihap bezleri yangısal durum oluşturup ve yapışıklıklara sebep olur.
Endometriozis yumurtalıklarda yerleştiği zaman kist oluşumuna neden olur. Bu kistlere endometrioma adı verilir. Endometriozisi olan kadınların yaklaşık %50’sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi olmaları gerekir. Yine kısırlık nedeni ile başvuran kadınların yaklaşık %25’ inde endometriozis saptanır.
4. RAHİM AĞZINA AİT PROBLEMLER
Rahim ağzındaki yapısal, enfeksiyona ait veya bu bölgedeki salgıyla (Mukus) ait bozukluklar kısırlık sebebi olabilir. Rahim ağzında salgılanan mukus spermlerin genital yoldan taşınmasını kolaylaştırır. Östrojen ve progesteron hormonları etkisi altında mukusun siklus sırasında miktarı ve niteliği değişir. Polip gibi iyi huylu tümörler veya bu bölgeye uygulanmış olan cerrahi girişimler kısırlık sebebi olabilir.
5. ALERJİK NEDENLER
Alerjik nedenler kısırlık nedeni olabilmekle birlikte teşhisleri ve tedavileri zordur. Alerjik durumların tedavi etkinliği belli olmadığı ve tedavi edilen veya edilemeyenlerdeki gebelik oranları çok farklı olduğundan rutin olarak ölçülmelerinin gerekliliği tartışılıyor.
ERKEKLERDE KISIRLIK NEDENLERİ
Çocukları olmayan çiftlerin yaklaşık %30-50’sinde problem erkekten kaynaklanır. Erkekteki kısırlık nedenleri başlıca iki ana grupta toplanır.
- Spermin sayı ve kalitesini etkileyen üretim bozuklukları.
- Spermi dışarıya taşıyan kanallardaki tıkanıklıklar.
Erkekteki bu problemlerin nedeni, %30-40 olguda açıklanamaz. Sperm kalite ve sayısındaki bozuklukların nedeni bulunamadığında birtakım deneysel ilaç tedavileri uygulanır. Ancak, bu tedavilerin herhangi bir etkinliği olmadığı gösterilmiştir. Mikroenjeksiyon tekniğinin 1992 yılından itibaren uygulanmaya başlanması erkek kısırlığının tedavisinde bir dönüm noktası olup, bu teknik ile şiddetli erkek kısırlığı durumlarında bile yüksek gebelik oranları elde edilmektedir.
1.SPERM ÜRETİM BOZUKLUKLARI
Erkek kısırlık olgularında spermin üretim ve olgunlaşma bozuklukları en çok rastlanılan sorundur. Üretim bozukluğu sperm sayısı ile ilgili olabileceği gibi kadın yumurtasının döllenmesini engelleyen sperm hareketlerinin zayıflığı veya sperm şekillerinin (Morfoloji) anormalliği ile de ilgili olabilir.
Erkeğin sperminin normal kabul edilebilmesi için sayısının en az 20 milyon/ml, hareketli sperm oranının %30 ve yapısal olarak normal sperm oranının %4’ün üzerinde olması gereklir. Sperm değerlerinin yukarıda belirtilenin altında olması halinde doğal yollardan gebelik elde edilmesinde belirgin zorluklar yaşanmaya başlanmaktadır. Birçok faktör spermiogenezi (sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması) olumsuz yönde etkileyebilir.
İltihabi Hastalıklar
Bazı bakteri ve virüsler erkekte yumurtalık iltihabına sebep olur. Yumurtalıklarından iltihabi bir hastalık geçiren erkeklerin yaklaşık %25’inde kısırlık problemi oluşturur.
Hormon bozuklukları
Erkeklik hormonu olan testesteron hormonunun üretimini kontrol eden hormonlarda bozukluk olması durumu.
Çevresel problemler
Kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar sperm üretimini bozabilir.
2.YAPISAL BOZUKLUKLAR
Spermin üretim yeri olan testislerden dışarı çıkmasını engelleyen tam veya kısmi tıkanıklıklar kısırlık nedeni olabilir. Bu tıkanıklıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan geçirilmiş bir enfeksiyona bağlı da olabilir. Testlerden geçirilmiş bir cerrahi müdahale de tıkanıklığa sebep olabilir.
NEDENİ AÇIKLANAMAYAN KISIRLIK
Günümüzde tıbbın olanakları ile ortaya konulamayan kısırlık durumlarında nedeni açıklanamamış kısırlık (idiopatik infertilite) söz konusu olur. Testler ile ortaya çıkarılamayan sperm enfeksiyon bozuklukları, yumurtanın çatlaması ve tüpler içindeki hareketinde bazı bozuklukların varlığı öne sürülen varsayımlar arasındadır.
Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan psikolojik etkenlerin varlığı tam olarak belli değil. Stresin kadın üreme sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceği biliniyor. Ancak burada sebep-sonuç ilişkisi belli değil. Yani kısırlık nedeniyle mi stres olmakta, yoksa stres nedeniyle mi kısırlık olmakta. Stresin ortadan kalkma durumunda doğal yollardan gebeliklerin oluştuğu bildiriliyor. Özellikle kısırlık tedavilerine cevap alınamayan çiftlerde bazen tedavinin kesildiği ve çifte dinlenme şansı verildiği aylarda kendiliğinden gebelik olabilmekte.
Nedeni açıklanamamış kısırlık terimi günümüzdeki tanı yöntemlerinin sınırını gösteriyor. Tanı yöntemlerindeki ilerlemelerle birlikte bu gruba sokulan çift sayısı da azalacak.
KISIRLIĞIN TEŞHİSİ
Kısırlık problemi ile başvuran çiftlerde, kısırlık nedenini kısırlık nedenini açıklamaya yönelik bazı tetkikler yapılması gerekir. Bunlardan ilki erkekte yapılan sperm analizi ve kadında, rahim ve tüplerin geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla rahim filmi (histerosalpingografi) çekimidir. Ayrıca yine kadının hormonal durumu ve yumurtalıklarının kapasitesini değerlendirmeye yönelik hormon testleri adet kanamasının üçüncü gününde yapılır. Son zamanlarda tanısal laparospinin yeri tartışmalı olabilmekte bazı özel durumlarda kullanılabilir.
TEDAVİ
Aşılama
İnseminasyon daha çok rahim ağzına ait problemlerin bulunduğu , sperm sayısından ve hareketliliğinden hafif bozuklukların bulunduğu veya çifte ait hiçbir problemin bulunmadığı, açıklanamayan kısırlık durumlarında uygulanır.
İnseminasyon için erkekten alınan sperm sayısı laboratuvar koşullarında çeşitli yıkama işlemlerine tabi tutularak sperm hücreleri dışındaki tüm sıvılardan arındırılır, sperm hücreleri çok az bir sıvı içinde konsantre edilip, sayı hareketlilik oranı arttırılır. Daha sonra bu sıvı ince bir kateter yardımı ile rahim ağzından geçirilerek doğrudan rahim içine verilir.
Bu tedavi rahim ağzından salgılanan mukusun spermin rahim içine geçişini engellediği durumlarda en iyi sonucu verir. İnseminasyon ayrıca nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında ve hafif erkek kısırlığı olgularında da daha düşük başarı oranları ile kullanılır. En yüksek gebelik oranlarının ilk üç uygulamada olduğu altı uygulamadan sonra gebelik şansının çok düşük olduğu gösterilmiştir. Uygun koşullarda yapılmış üç inseminasyon sonrası yardımcı üreme tekniklerine geçilmesi düşünülebilir. Özellikle nedeni açıklanamayan kısırlık olgularında çiftlerin yaklaşık %25’inde tüp bebek uygulamasında spermden veya yumurtadan kaynaklanan büyük döllenme bozukluğu görülür. İnseminasyon tedavisiyle gebelik şansı altı uygulama sonucu yaklaşık olarak %30 civarındadır.
Alıntıdır.
Aşırı Adet Kanamalarında Yapılması Gerekenler Nelerdir?
Bir döngüde görülen kanama miktarının veya gününün artması durumudur.
Normal şartlarda devam eden adet kanamasının en azda tutulmasında rahim kaslarının kasılmasının etkinliği çok önemlidir. Bunun yanında adet döngüsünde yumurtlamanın gerçekleşmesiyle devreye giren progesteron hormonunun uygun seviyelerde kalması da kanamanın kabul edilebilir düzeyde kalmasını sağlar.
Yukarıda anlatılan iki mekanizmadan birindeki bir bozukluk kanamanın normalden fazla olmasını ve uzun sürmesini sağlar: Rahim kaslarının kasılma işlevini bozan miyom veya adenomiyozis gibi durumlar sıklıkla bu duruma neden olurlar.
Spiral kullanımı rahim içinde yarattığı kitlesel etkiyle rahmin kasılma işlevini bozarak adet kanaması miktarının artmasına neden olabilir. Aylık, üç aylık korunma iğneleri ve kola uygulanan korunma çubukları da kanama miktarını artırabilen diğer nedenler arasında sayılabilir.
Yumurtlama olmadan gerçekleşen adet döngüsü kanamanın gecikmeli bir şekilde ve normalden fazla olarak gerçekleşmesine neden olabilir. Polikistik over adı verilen durumda yumurtlama bozukluğu sürekli bir hal almıştır ve gecikmeler sonrasında aşırı kanama bu durumun sık rastlanan bulgularından biridir.
Farkında olunmayan bir gebeliğin düşükle sonuçlanması da kendini adet gecikmesi sonrasında başlayan yoğun bir kanama şeklinde gösterebileceğinden tanı aşamasında bu durum mutlaka göz önünde bulundurulur.
Rahim iç tabakasında meydana gelen enfeksiyonlar (endometrit) da kanamaların uzun sürmesine ve normalden fazla kan kaybedilmesine neden olabilmektedir.
Ender görülen hastalıklar olmakla beraber kanama-pıhtılaşma sistemini bozan çeşitli kan ve karaciğer hastalıkları da bu tür sorunlara neden olabilirler.
Adet Öncesi Gerginlik Nedir? Nasıl Geçer (Premenstrüel Sendrom)
Tıp dilinde “premenstrüel sendrom” halk arasında ise “adet öncesi sendromu” olarak bilinen, insanlar arasındaki ilişkileri ve kişinin günlük aktivitesini etkileyecek düzeyde fiziksel, psikolojik ve davranış değişikleri ile seyredebilen bulgular bütünüdür.
Doğurganlık döneminde olan kadınların % 30-40′ ında bu sendromun bulguları saptanmış olup, % 2-3 kadarında bulgular şiddetli olarak seyrediyor. Sebebi kesin olarak bilinmemekle beraber gebelik ve menopoz sonrası dönemlerde ortadan kalkması, dönemsel hormon değişikliklerinin sorumlu olabileceğini düşündürüyor.
Premenstrüel bulgular adet öncesi 10-12 günlük dönemi kapsayıp adet görülünce kendiliğinden ortadan kalkıyor.
Bulgular şöyle sınıflandırılabilir:
A – GRUBU:
Gerginlik, anksiyete (huzursuzluk), sinirlilik, yetersizlik, ruh halinde değişkenlik.
B- GRUBU:
Depresyon, konfüzyon (konsantre olmakta güçlük, uyuşukluk), unutkanlık, ağlama.
C- GRUBU:
Hipoglisemik episodlar (kan şekerinin düşmesi), iştah artışı, baş ağrısı, degişik istekler, bitkinlik, bulantı, kusma, ishal, kabızlık.
D- GRUBU:
Kilo artışı, karında şişkinlik, gaz, memelerde duyarlılık, el-ayak ve bacaklarda şişlik.
Bu gibi şikâyetleri adet öncesi dönemlerde tekrarlayarak yaşayan bayanlar için, olayı tetikleyen faktörlerin (stres, tıbbi veya psişik problemler) hekim kontrolü altında araştırılması gerekiyor. Diğer bazı organik hastalıklar, adet öncesi sendromuna benzer bulgular ortaya koyabiliyor. Bu yüzden gerekli laboratuar testlerinin ve tıbbi muayenelerin yapılarak adet öncesi sendromu bu hastalıklardan ayıran tanının konması gerekiyor.
Sözü geçen organik hastalıkların bazıları şunlardır:
- Hiperprolaktinemi (memelerden süt gelmesi, ağrı şikâyeti)
- Over kistleri (yumurtalık kistleri)
- Endometriosis
- Miyomlar
- Pelvis enfeksiyonları
- Tiroit hastalıkları
Premenstrüel sendrom tanısı koyduracak özel bir laboratuar testi bulunmamakla beraber bazı laboratuar testleri ayırıcı tanı koymaya yardımcı olurlar: Tam kan sayımı, sedimantasyon, serum, prolaktin düzeyi, karaciğer ve böbrek hastalıklarına yönelik testler, ovülasyon (yumurtlama) testleri gibi. Bunların yanı sıra geriye dönük en az üç aylık periyodu kapsayan bir günlük tutmanız ve bulguların periyodun hangi dönemine denk geldiğini saptamak da hekiminize tanıyı koymak açısından yardımcı olacaktır.
Kesin sebebi bilinmediğinden sebebe yönelik (radikal) bir tedavisi olmamakla birlikte rahatsızlıklarla baş etmek üzere;
- Psikolojik destek
- Stresle mücadele (psikolog, meditasyon, hipnoz, aerobik)
- Egzersiz (jogging, bisiklete binmek, haftada en az dört kere tempolu yürümek)
- Diyet düzenlemesi (fazla tuz ve çekerden kaçınma, kafeinli yiyecek ve içeceklerden kaçınma, karbonhidrat bakımından zengin -özellikle kompleks karbonhidratlar; makarna, pilav v.s.
- Protein bakımından fakir beslenme, magnezyum içeren besin kaynaklarına yönelme -havuç, yer fıstıgı, ıspanak v.s.-)
gibi önlemler bulguları hafifleterek sorunsuz bir adet dönemi geçirmeyi sağlarlar. Bu önlemlerin yeterli olmadığı durumlarda hekim kontrolünde olmak koşulu ile;
- Ödem çözücü ve ağrı gidericiler,
- Antidepresanlar,
- Meme şikâyetlerinde hiperprolaktinemiye yönelik tedavi,
- Geçici menopoza sokma gibi tedavi alternatifleri içerisinden hasta için en uygun olan seçilebilir.
Karanfilin Faydaları(Yararları) Ve Zararları
Yazan: sagocu_kiz 28 Nisan 2010 Çarşamba
Kategori: SAĞLIK
Karanfilin Faydaları(Yararları) Ve Zararları

Karafili genellikle kokusu için pastalarda veya hamur işlerinde kullanırız.Bazen de ağız kokusunu gidermek için. Ama sadece hamur işleri veya koku gidermek için kullanmak gerekmiyor,çünkü karanfilinde her bitki gibi vücudumuza bir çok faydası var.Ama faydasının yanı sıra zararlarıda var.
KARANFİL
Ağız’da ve mide’de ifrazatı artırarak, nişastalı ve diğer yiyeceklerin hazmını kolaylaştırır.
Mide tenbelüği ve iştahsızlığı giderir.
Çok kuvvetli dezenfektan olup, gıdaların mide ve barsakta kokuşmasını ve gaz yapmasını önler.
En inatçı ishalleri derhal geçirir.
Et ve et sulu yiyeceklerin bozulmasını, bayatlamasını önler. İshal ve peklikte vücudun barsaktan zehirlenmesini, dola-yısıle çeşitli hastalıklara ve kansere karşı korunmasını sağlar.
SİNİR SİSTEMİNDE ETKİLİDİR:
Bedeni ve bilhassa zihni yorgunlukları giderir. Kalbi kuvvetlendirir, çarpıntıları zamanla geçirir. Hafıza zayıflığını, ağır işitmeyi, baş dönmesini, sinirden ileri gelen baş ağrılarını giderir.
DEZENFEKTANDIR:
insanı bulaşıcı hastalıklara karşı korur. Hastalara bakan diğer kimseleri çeşitli mikrop bulaşmasına karşı korur.
CİNSEL KONUDA DA ETKİLİDİR :
Kadın ve erkekte oinsel isteği çok artırır. Hanımlarda hamile kalmayı kolaylaştırır. Hamile kadınlarda uterusu kuvvetlendirerek, doğumu kolaylaştırır.
DİĞER FAYDALARI :
Bol idrar söktürür, vücutta çeşitli sebeplerden biriken suyu dışarı atar.
Damla hastalığını zamanla geçirir. Verem tedavisidde, diğer ilaçlar yanında bununda faydası çok olur.












